Kayıtlar

başlıksız

akşamüstü kızıllığı gibi hem kanında boğulacağın hem yanacağın rüzgar gibi serin ışık nar gibi kırmızı kan gibi acı uçurtma ipi gibi kırılgan hem de parçalanmayacak kadar sert. dokunduğun hisler, peşinden koştuğun düşler, düşüşler. yeni kaynamış aş gibi, içini yakan duman gibi, varsın yoksun küle döneceğin tutunamayacağın tozlar gibi dönüşeceğin hiçlik gibi        kurumuş ve solmuş                olacaksın.

başlıksız

yıldız ışığı, kanatları kar gibi beyaz, gece göğünü aydınlatıyor. beni alacak mısın? sana ulaşabilir miyim? aşkın yankılanan sesi, kalbimin okyanusuna dalgalar gönderir. bir zamanlar uçsuz bucaksız olan bir uçurum şimdi, yazlık suları barındırıyor. güneş ışığıyla dolu sözlerin; en acı verici düşünceleri uzaklaştır. tatlı sesin notaları gibi, boş odada yankılanır. kalbimin ritmik atışı, bir saatin tiktakları gibi. onu duyuyorum,  hissediyorum. ona ihtiyacım var. ey parlak kanatların taşıyıcısı; daha yükseğe tırmanmaya devam ediyorum; daha çok çalışmaya, yaşamaya. devam et, daha uzun durmaya devam et. seninle uçacağım; sana ulaşacağım; ve sana dokunacağım; bana dokunduğun gibi.

başlıksız

ne olabilir ki hayatı yaşamakta bu kadar ısrarcı yapan? yaşamayı bu kadar sorgulayan ne olabilir? bomboş sokaklardaki isyansız kaldırımlar mıdır hayata bağlayan? ya da filizlenmiş bir meyve ağacı mıdır ki hayata tutunduran? kiminde sokakta aceleci koşuşturan bir çocuk kadar hevesliyken yaşam. kiminde sigara dumanı kadar yalnız ve çaresiz üstelik baştan sona savurgan. adı aşk olan tutkuyla sarılan kalpler coşar. yalnız sokakların kaldırımlarına düşen sokak lambalarının altındaki yalnız çaresiz bir ışık altına. o vakitten sonra aşk gören yalnız sokak, çaresiz kaldırım ve sokak lambası, mutluluk gördükten sonra; yalnız çaresiz olabilir mi? çaresizliğinin dibi tutar varoşlarda aşsız kaynayan bir tencere misali. hiçbir şey bu kaldırımlar kadar, bu çaresiz yollar kadar ve sokak lambaları kadar gerçekçi, apaçık ortada ve her mili kadar yaşamın ne olduğunu anlayıp anlatmayacak dilsiz şahit olamaz. her şeyi çıplaklığıyla görüpte mutlu olamazken bu kaldırımlar, ne arayışı içindeyiz ki biz çaresi...

bilinmeyen bir şeyin bitmek bilmeyen arayışı

her zaman midemi bulandırıyorsun, iç organlarımı bir yumruk gibi sıkıştırıyorsun, bağırsaklarımı söküp çıkarmak istememe sebep oluyor. tüm iğrençliği boğazlarımdan çıkıyor. dudaklarımı kuru tutuyorsun, çatlakları arasında kan gölü bulunduruyorsun.  rüyalarımda ölülerle konuşmaktan, sadece onlarla rüyalarımda sohbet etmekten çok yoruldum. sanki çatlamış dudaklarım yerinden çıkıyor, parmak uçlarım iğneleniyor,  tenim buz tutuyor, soğuktan yanıyor. büyük düşüncelerim küçük parçalar halinde yırtılıyor, şiş gözlerle yırtıklarından dikiyorum, gece boyu üstümden hiç atmayacağım yıldızlı battaniyem oluyor. buz tutan ellerimden koruyor. bir şeyin bittiği yerde başka bir şeyin başladığı döngülerden nefret ediyorum. bitene kadar bundan nefret ediyorum,  başlayana kadar bundan nefret ediyorum.  saatimi beni sahteliğe uyandırması için ayarladığım dakikaya gelmesini beklerken onu izlemek beni çok hasta ediyor. zihnimin içini tik takları dolduruyor. ama hiçbir şey asla bitmiyor, sa...

başlıksız

ortadan kaybolmak ve hiç yüzeye çıkmamak istiyorum, uyanmak ve hissetmek  istiyorum, kalbim sızlamadan gülümsemek istiyorum. bu kalp benim tarafımdan mı kırıldı yoksa dünya mı ışığını parçaladı? bir geleceğin, canlı bir geçmişin serabını görüyorum ama etrafıma baktığımda denizin bulanık derinliklerinden, çeken ve iten akıntılardan, boğazımdan aşağı hızla akan, ben refleksle mücadele ederken göğsümü dolduran sudan başka bir şey görmüyorum. çok soğuk bir geceydi, yalnız kalamayacak kadar soğuktu. ben bir başarısızlığım, hayattan vazgeçmiş ve vazgeçilmiş biriyim.  bedenim bu soğuk, karanlık uçuruma daha da batarken, ısınması için tanrı'ya dua ettim. sağanak yağmur altında rahatladığım günler oldu, güneş ışınları tenimi yaktığında başım döndü. basit zevklerle öforik hale getirildim.  bu ıssız yolda bedenimin batmasına ve görüşümün kaybolmasına boyun eğdim ama bir o kadar da kurtuluş için çaresizdim. çabayla yukarı çıktım ve kıyılara yıkıldım. soğuktu, çok soğuktu. burnumdan s...

başlıksız

biliyorum ki sonu var arıyorum zaman yolcusunu biliyorum ki o tutacak kaybettiğimin küllerini, kaybedeceğimin ellerini. hissedeceğim ki bu sonum olacak, zincirimi birkaç tiktak'la kıracak. gömecek iri taşların arasına  o zaman bileceğim  sonun var olduğunu zamanin saliselerinde boğulduğumu

başlıksız

umudunu dağılmış bir yıldız tozuna çevirirsin, lav birikintisinin üzerine gibi, tutukmayan sözler üzerinde dururken her kemik titrerken, ve aç bir lağım faresi iç organlarını kemirirken. kalp kırıkları ve kayıplar teselli ararken.